SERBEST ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİNE YÖNELİK İTİRAZLARIMIZ VE GEREKÇELERİ
29 Mart 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik” ile, lisans mezunu psikologların ve klinik psikoloji alanı dışında uzmanlığı bulunan psikologların mesleklerini serbest olarak icra etmeleri Sağlık Bakanlığı tarafından imkânsız kılınmıştır. Diğer bir temel sorun ise, klinik psikoloji alanında yüksek lisans ve/veya doktora düzeyinde eğitim almış olmalarına rağmen diplomaları “klinik psikoloji” şeklinde tescillenmemiş gruba ilişkindir.
İlgili yönetmelikte tüm sağlık meslekleri lisans düzeyinde temsil edilirken, lisans düzeyindeki Psikoloji mezunları dışlanarak bu kapsama dâhil edilmemişlerdir. Bu durum, binlerce psikoloğun, geri dönüşü olmayacak şekilde mağdur edilmesine sebep olacaktır. Mevcut durumun, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yer alan eşitlik ilkesi ile de bağdaşmadığı kanaatindeyiz. Zira kanunların Anayasa’ya uygunluklarının denetiminde Anayasa Mahkemesi tarafından da kullanılan bir ölçüt olan “eşitlik” ilkesi, aynı hukuki durumda bulunanların aynı kurallara tabi olmasını gerektirir. Vermiş olduğu kararlarda, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusu olduğunu vurgulayan Anayasa Mahkemesi: “…bu ilke ile, eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.” demektedir. (Bkz. Anayasa Mahkemesinin E. 2013/116, K. 2014/135 sayılı ve 11.09.2014 tarihli kararı, 24.6.2015 tarihli Resmî Gazete) Mevcut yasal düzenleme ile, diğer lisans bölümlerinin mezunlarına ayrıcalık tanındığı izlenimi uyanmaktadır. İlgili yönetmelik, Psikoloji bölümünü tamamlayanların karşısında diğer lisans alanlarının mezunlarına âdeta bir pozitif ayrımcılık(!) öngörmekte ve Psikoloji bölümü mezunlarını dezavantajlı duruma düşürmektedir.
Öte yandan ülkemizdeki devlet üniversitelerinde Klinik Psikoloji yüksek lisans programlarının kontenjanları oldukça düşüktür. Vakıf üniversitelerinin Klinik Psikoloji yüksek lisans programlarının ise eğitim ücretleri milyon liralara yaklaşan düzeyde olup, lisans mezunlarının erişme imkânlarının ciddi şekilde üzerindedir. Ortalama bir gelir düzeyinde olan bir psikoloğun dahi bu ücretleri karşılaması mümkün değilken, serbest çalışma fırsatı bile sağlanmayan lisans mezunu psikologların Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini alabilmeleri hayalden öteye geçemeyecektir. Bu durumun pratikteki sonucu şu olacaktır: Psikoloji lisans mezunları içinden daha liyakatli olanlar, maddi gerekçelerle mesleklerini icra edemeyeceklerdir. Bu durumda da, üniversitelere giriş sınavlarında başarılı olan ancak maddi durumu milyonlar ödeyecek kadar iyi olmayan yetenekli adaylar, en baştan, diğer bir deyişle daha lisans düzeyinde Psikoloji alanını tercih etmeyecekler ve ülkemizdeki psikolojik hizmetler çağımızın gerisinde kalmaya mahkum olacaktır.
Gelişmiş ülkeler “grandfathering” uygulaması ile bu soruna çözüm getirmiştir. Bu uygulama, bir kişinin belirli bir alan veya meslek için gerekli yeni düzenlemelere tabi olmadan, daha önceki tecrübeleri ve eğitimleriyle bir lisans veya sertifika almasına olanak tanır. Bu uygulama genellikle, mesleki standartlar değiştiğinde, daha önce bu alanda aktif olmuş kişiler için bir geçiş süreci sağlar. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Kanada, Almanya, Fransa ve Avustralya gibi ülkeler bu yönteme başvurmuştur. Hatta bu ülkelerin çoğunda psikologlar Klinik Psikoloji yüksek lisansı yapmadan da, belirli bir terapi türünde eğitim aldıktan sonra, süpervizyon altında çalışmaya başlayabilirler. Esasen geçmişte iki kez ve ücretsiz şekilde Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmış olan “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları” sınavının da bu niyet kapsamında yapıldığı düşünülebilir. Bu sınavla psikologlar “klinik psikolog” yetkisine sahip olmuş, ancak bu kazanılmış hak da söz konusu yönetmelikle kapsam dışı bırakılmıştır.
Diğer yandan, ruh sağlığı hizmetleri psikoterapiden ibaret değildir. Psikologlar aldıkları lisans eğitimi ile, önleyici ve koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinde yer alma ve psikolojik danışmanlık hizmeti sunma yeterliliğine sahiptir. Ayrıca psikolojinin ruh sağlığı ile ilgili tek uzmanlık alanı klinik psikoloji değildir (sağlık psikolojisi, spor psikolojisi, rehabilitasyon psikolojisi, nöropsikoloji, adli psikoloji vb.). Yerleşik Danıştay kararları ve Yükseköğretim Kurulu kararları da meslek ehliyetinin lisans eğitimi ile kazanıldığını defaatle açıklamaktadır. Danıştay vermiş olduğu kararlarda istikrarlı biçimde, “Bir meslek ve bu mesleğin ünvanını alabilmenin, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimi yapmakla mümkün olacağında kuşkuya yer bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, bir meslek veya meslek ünvanını ancak lisans öğretimi sağlayabilmektedir. Buna karşılık master (yüksek lisans) öğrenimi belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturmakta; ancak, kişilere bu eğitime göre bir meslek veya mesleki ünvan sağlamamaktadır.” demektedir (Bkz. Danıştay 5. DD, E. 1996/1234, K. 1998/239, T. 05.02.1998; Danıştay 5. DD, E. 2009/3912, K. 2011/8134, T. 27.12.2011). Bu bakımdan Psikoloji lisans mezuniyeti ile kazanılan psikolog ünvanı, meslek icrası için yeterli olup, psikologların sağlık lisansiyerleri sınıfına dahil edilmemeleri kabul edilemez bir durumdur.
Psikologluk mesleğinde standartlar yükseltilmek isteniyorsa, yapılacak düzenlemelerin 5-10 yıl arasında ileri tarihli yürürlüğe girmesi sağlanmalıdır. Böylelikle, Psikoloji bölümünü tercih eden kişilerin hak kaybı yaşamalarının önüne geçilebilir. Bu süreçte, bir önerimiz, Diş Hekimliği ve Eczacılık gibi Psikoloji bölümlerinin de öğrenim süresinin 5 yıla (3+2) çıkarılarak eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır. Bu sayede, Klinik Psikoloji alanında ilerlemek isteyenler, vakıf üniversitelerindeki paralı eğitime mahkum edilmeyeceklerdir. Sağlık Bakanlığı YÖK ile senkronize hareket ederek bu mağduriyetin önüne geçen bir düzenleme getirebilir.
Bir başka mağduriyet ise, Sağlık Bakanlığının YÖK’e danışmadan 2011 yılında 1219 sayılı Kanun’da yaptığı “klinik psikolog” tanımı ile yaşanmaktadır. O tarihlere kadar, Psikoloji bölümlerinde, Klinik Psikoloji yüksek lisans programları, dünyada yaygın olan şekilde, alınan derslerin içeriğine ve yazılan tezin kapsamına göre klinik psikolog ünvanı vermekteydi. YÖK ise 2018 yılına kadar, kimlerin klinik psikolog sayılacağına dair üniversitelere herhangi bir resmî yazı göndermemiştir. Üniversiteler çoğunlukla, psikolojinin diğer alanlarında da olduğu gibi “psikoloji”, “genel psikoloji”, “uygulamalı psikoloji” gibi başlıklar altında klinik psikolog yetiştirmeye devam etmişlerdir. Ancak YÖK 2018 yılında, Sağlık Bakanlığına diploma tescili için yapılan bir başvuru sonucunda, klinik psikolog ünvanını kimlerin kullanabileceklerine dair bir yazı göndermiştir. Buradaki hata, birçok meslektaşımızın mağdur olmasına neden olmuştur. Zira Boğaziçi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi gibi, Türkiye’deki sayılı ve köklü devlet üniversitelerinin klinik psikolog yetiştirdikleri programlar (yüksek lisans ve doktora) sonucu verdikleri diplomalarda “Klinik Psikoloji” ibaresi yer almamıştır. Bu üniversiteler yüksek lisans programlarına öğrenci alımı için ilan açarken programlarının “Klinik Psikoloji” olduğunu duyurmuşlardır. Ülkemizin köklü üniversitelerinden eğitim alan, Klinik Psikoloji ünvanı mağdurları, “klinik psikoloji” eğitim kriterlerine evrensel çapta uyan bir eğitim sürecinden geçmişlerdir. YÖK’ün, eşdeğerliliğini kabul ettiği, Amerika Birleşik Devletleri’nden ve Avrupa ülkelerinden alınan diplomalarda da yalnızca “Psikoloji” ibaresi yer almakta ve verilen ünvan transkript temelinde tescillenmektedir. Öncelikli olarak, eğitim içeriğinin uluslararası standartlara uygun olduğunu ispatlayan ve 2018 yılından önce “klinik psikoloji” programı için öğrenci alımı gerçekleştiren tüm üniversitelerin mezunlarının, diplomalarındaki ibareden bağımsız olarak klinik psikolog sayılacağına dair bir karar alınmalıdır. Yönetmeliğe geçici madde eklenerek, aldıkları eğitimin müfredatının “klinik psikoloji” lisansüstü eğitimi müfredatını içerdiğini belirten kişilerin belirli bir süre içerisinde, YÖK’ün belirleyeceği belgeler ile YÖK’e başvurmaları sağlanarak, YÖK tarafından, aldıkları teorik ve pratik eğitimin içeriği uygun görülenlere klinik psikolog ünvanı verilmelidir.
1219 sayılı Kanun’da “psikolog” tanımının yer almaması ve evrensel gerçeklerle uyumlu olmayan bir “klinik psikolog” tanımı yapılması, günümüzde kangrene dönüşen sorunlar yaratmaktadır. Örneğin, psikologların ve klinik psikologların özlük haklarının düzenlenmemesi ve Sağlık Bakanlığında görev yapan klinik psikologlara kadro ihdas edilmemesi; diğer sağlık lisansiyerleri fiilî hizmet zammı alırlarken, meslektaşlarımızın hak kaybı yaşamalarına neden olmaktadır. Yerleşik yasal düzenlemelere ve Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olan 1219 sayılı Kanun’da ivedilikle değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu değişiklik yapılmadan, 1219 sayılı Kanun’a dayanan düzenlemeler hak kayıplarına neden olmaya devam edecektir.
Yukarıda izah edilen nedenlerle, 29 Mart 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik üzerinde Bakanlığınızca düzenlemeye gidilmesi ve lisans mezunu psikologların da söz konusu kapsama alınması elzemdir. Ayrıca, yüksek lisansını ve/veya doktorasını aslında Klinik Psikoloji alanında yapmış olduğu halde, YÖK’ün geçmişten bu yana olan kendi uygulamalarını görmezden gelerek almış olduğu kararlar nedeniyle klinik psikolog sayılmayan psikologların sorununun YÖK ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle çözülmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, geri dönülmez hak kayıpları ve kamu zararları yaşanacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
PSİKOLOGLAR BİRLİĞİ
(LİSANSLI PSİKOLOGLAR)
Detaylı bilgi ve iletişim için:
E-mail: psikologlarbirligi@gmail.com
Instagram: pbdresmi
X: PBDResmi